Bu Kategoridesiniz : 26 Ekim 2017 Perşembe 19:27

Arındım Dünden Şimdi Bir Ekim Kadar Saf Yalnızlığım…

Özlemişim tatili. İzinliyim. Bana iyi geldi. Boşluk duygusundayım. İlgisiz dolaşıyorum sokaklarda. Gemlik sokakları… Tutarsız ve hiç tekin değil. Bu boşluk ve kayıtsızlık hüzün veriyor bana. Hüzün ve ürküntü! Her zaman takıldığım Çay Ocağına uğruyorum. Cius AVM’nin hemen arkasında. Abdullah Yaşar’ın tavşankanı çayı her daim taze ve içilesidir. Gazeteler, dergiler ve bazen de kitaplar aksesuarım. Yağmur çiseliyor. Sonbahar’a Romantizm katan tek gerçek… Belki de ruhuma çöreklenmiş kasvet ile uyumlu bir panorama oluşturduğu için Ekim yağmurlarını seviyorum. Hazan mevsiminde savrulan serseri yapraklar gibiyim. Sıkıntıların içinde bir umut ışığı gibi parlayıp, sönerek dökülüyor damlalar. Sonbahar yağmurlarını seviyorum…

Az ötede iki genç, kendinden geçmiş halde kaldırıma kapaklanıyor. Birkaç kişi yanlarında bitiyor. İyilikseverlik henüz ölmemiş. Bu iyi bir şey sanırım. Ayağa kaldırmaya çalışıyorlar gençleri. Gözlerinin ferleri gitmiş, tek bir noktaya sabitli bakıp, bir şeyler mırıldanıyorlar. Sonra yeniden yere kapaklanıyorlar. Arnavut Kaldırımları Arnavut Kaldırımları olalı böyle zulüm görmemiş. İnsanlar gülüşüyor, insanlar “Vah Vah” çekiyor, insanlar iğreniyor, insanlar tiksiniyor. İnsanlar kederleniyor. Arnavut Kaldırımları acı çekiyor.

“Bonzai içmişler!” diyor birileri, bir başkası “Met içmişler Met” diyor… “Zombi Hapı” diyor bir başkası… Flappa… İçinde banyo tozu bulunuyor. Gençleri katleden bir uyuşturucu! İnternetten görüntüleri izledim. Bir genç kız su birikintisinde kulaç atıyordu. Bir başka genç erkek, ayakta duramıyor, bir diğeri vampirleşmiş, etraftakileri ısırmak için kovalıyordu. Bir diğerini Polis yakalamış, arkadan kelepçelemiş halde, polis arabasına bindirmiş ve o genç, arabanın deri arkalığını kemiriyordu. AVM tepesine çıkıp, intihara karar vermiş insanlara “Atla, Atla” diye tempo tutan bir toplumun mensuplarıyız. Bir insanın ruhunu neyin kemirip kemirmediğini asla bilemeyiz. Kim zehirliyor bu çocukları? Muhafazakâr bir gazetenin köşe yazarını okudum geçen gün, oğlunu bonzai ye kurban etmiş bir baba, “Oğlumu bu merete alıştıran sınıf arkadaşını ve ailesini tümden öldüreceğim” diyordu… Genç genç, birey birey, birer birer öldürüyorlar bizi… Farkında değiliz ama toplum olarak ölüyoruz!…

Hüzün ve ürküntü dedim ya; doğaya uygun yapmacıksız, yüzeysel olmayan derin bir yaşamı özlüyorum. Bir Şair’in dediği gibi, “Kurtuluşumuz şiirden falan gelmeyecek. Yaşamamızdan gelecek gelse gelse!”… Oysa İranlı Şaire Füruğ Ferruhzad, “Sonsuz Gün Batımında” isimli kitabında, “Şiir benim Allah’ım, yani ben şiiri bu derece seviyorum. Gecem gündüzüm hiç kimsenin şimdiye kadar söyleyemediği yeni ve güzel bir şiir söylemenin düşüncesiyle geçiyor. Kendimle baş başa kalamadığım ve şiir düşünmediğim gün, bana boşu boşuna geçen bir günmüş gibi geliyor” diyor… Aynı şaire, aynı kitabında Şairlerden de, “İnandığım başka bir şey de hayatın bütün anlarında şair olmanın gerekliliğidir. Şair olmak, insan olmaktır. Günlük davranışları şiirleriyle hiç bağdaşmayan bazı insanları tanıyorum. Yani sadece şiir yazdıklarında şair oluyorlar, sonra bitiyorlar. İki yönlü olduklarından fakir, kıskanç, mutsuz, dar fikirli, zalim, pisboğaz, açgözlü bir insan olup çıkıyorlar. İşte, ben bu adamların sözlerini kabul etmiyorum” diye, bahseder… Ve Turgut Uyar’dan, “Bu şehirde daha fazla yaşayamamaktan korkuyorum. Daha fazla eve kapanmaktan, iletişimi iyice koparmaktan korkuyorum. Tanrım, gün geçtikçe bu kenti daha çok, daha çok özlüyorum…”

Gazeteler, dergiler, kitaplar, DVD’ler odamın her yanında, masamın üzerinde… Dağınıklığı seviyorum. Yaşamımla tezat hiçbir şey beni mutlu etmez. Güzelliği avuçlarımın arasına aldım, acıydı… Dağınıklık ben gibi…

“Belki şehre bir film gelir

Bir güzel orman olur yazılarda

İklim değişir, Akdeniz olur

Gülümse

Tut ki karnım acıktı

Anneme küstüm

Tüm şehir bana küstü

Bir kedim bile yok anlıyor musun?

Hadi Gülümse…

Sezen Aksu’nun bu çok sevdiğim şarkısının sözleri kızım Ceyna’ya gelsin…

Bu kentin sanattan ne anladığını henüz çözebilmiş değilim. Korku filmine gittim. Yakından tanıyabildiğim kadınları sevdirebildiğim tek şeydir korku filmleri!… Üç kişi izledik… Diğer ikisi genç bir çiftti… Sinema salonunun loşluğunda, sevişmeye gelmiş gibilerdi… Seviştiler… Aşkın yaşı, yeri, zamanı ve tarzı olur mu? Olmaz. Bir şiirdeki gibi, “Taş fısıldadı –zeytin ağacı sırdaş- sevişiyorlar”… 2 sinema salonunun kapanıp, tek sinema salonunun kaldığı bir ilçede, son vizyon bir film gelse bile, sinema kültürünü görememek kaygı verici… Ya aşk? Aşk; biri geliyor hayatımıza bir makas atıyor; o yaşadığınız bölüm, bütünün dışına düşüyor. Benim için aşk, Charles Bukowski’nin o felsefik cümlesinde ki gibi artık. “ve aşk iki kez geldiğinde ve iki kez yalan söylediğinde bir daha asla sevmemeye karar verdik böylesi adilaneydi bize ve aşkın kendisine…” Dün yorgunuyuz huzursuz uykuların beşiğinde, sallanıyor ömrümüz şimdi hep uzak…Hatır değil ki, kırk ömürlük ah kaldı kahve kokulu!…

Hadi aşka dair, Turgut Uyar’dan devam edelim. “Kişi kendinden ne zaman vazgeçer? Tutkusunu evcilleştirdiğinde.” … Sorunum bu belki de, tutkularımı evcilleştirerememek ve kendimden, kendim olmak, kendim kalmaktan vazgeçmemek… Her şeyimi verebiliyorum bazen-belki karşımdaki insana. Ama o yine de sahip olunamayacak bir yanım olduğunu hissediyor… Ruhumu da verirsem, ne kalır ki benden geriye?

Siyaset? Siyasete girmeyi, siyaset yazmayı düşünmüyorum artık. Sosyal Medya denilen çöplükte, siyasetin ne tarihi, ne felsefesi, ne duygusu ne de mantığı işliyor çünkü… Ancak, Gemlik değişiyor, Gemlik güzelleşiyor… Görmemezlikten gelmek, yazarlığın ruhuna ihanettir. Ne demişti Octavia Paz, “Yazarlar Yaşadıkları Çağın Tanıklarıdır”… Gündeme bakıyorum… Halen 5 gazeteyi didik didik okuduğuma inanamıyorum… Dış politika geç, benden kimsenin okuyacağını sanmıyorum. Ekonomi, finans faaliyetleri geç… Ekonomistler işsiz gezerken, bu konuda ahkam kesmek bana yakışmaz…. En güzeli yine yerel siyasete göz atmak… Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe istifa etti-ril-di… Bursa Valiliği Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 2 Kasım’da toplanacağını duyurdu. Recep Altepe’nin yerine kimin geleceği belli olacak. Muhtemelen Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret edeceği, Ak Parti Bursa siyasetinin benimseyeceği bir isimle 15 aylığına mutabakata varılacak. Kulislerde, İnegöl, Karacabey, Yıldırım, Osmangazi Belediye Başkanlarının ismi geçiyor. Benim de gönlümden Gemlik Belediye Başkanı Refik Yılmaz geçiyor. Neden olmasın? Gemlik’e yönelik, yatırım ve hizmetleri ortada. Bursa Büyükşehir Belediye Meclisinde de Başkan Yardımcılığı dâhil, müthiş deneyimi var. Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu ve Milletvekilleri Gemlik ziyaretlerinde bu yatırımları yerinde gördüler ve öve öve bitiremediler, haklı olarak!… İl Başkanının son ilçe ziyareti de Gemlik Belediyesi ve Gemlik Ak Parti İlçe yönetimi oldu… Sosyal Medya çöplüğünü es geçerek, Gemlik’in Bursa Büyükşehir Belediyesinde Refik Yılmaz sürprizi ile onurlandırılacağını düşünüyorum. Bursa ve Gemlik bundan çok kazançlı çıkacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın…

Gül solar, gülyağı kalır. Gülün kokusunu hatırlayalım biz…

Paulo Coelho’nun “Kazanan Yalnızdır” kitabı aklıma geldi. Gemlik’te, uzun süreli, istikrarlı, edebi, eleştirel, hiçbir kurum, kuruluş, siyasi parti ve kişiye özel yazmadan, yazdığınızda sadece kazananın değil, yazanın da yalnız olduğunu öğrenebilirsiniz. Yalnızlığımı da seviyorum ben…

Nazım Hikmet geçiyor elime, “Rakı!!! Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir, neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir, ikisi beraber çok güzel içilir, yemekle içilir, suyla içilir, susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir… Ama, bir tek salakla içilmez!” demiş, ne güzel söylemiş… Hava kapalı… Yağmur bir yağıyor, bir kesiliyor… Yazmak bana iyi geliyor… Klavyenin başından kalkmak istemiyorum. Ama Nazım kafama başka şeyler de doluşturdu…

Gemlik’te ya Joker Bar’a takılıyorum, ya da Mercan Restorana… Tanıdığım en harikulade Bar sahibidir Sezai Tutar. Joker Bar’ın efsane sahibi… Halden anlar… Müdavimleri ile iyi geçinir. Sohbeti güzeldir… Gitsem mi diyorum? Tekinsiz sokakların, hüzün ve ürküntünün atılacağı, yerinin umutlarla dolacağı saatlere az kaldı… Karl Marks’ın Kapitalini Türkçe’ye çeviren yazar Alaattin Bilgi geliyor aklıma. Allah Rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Meslek yaşamımın ilk yıllarında ofise gelir, “Hadi kalk gazeteci, Güneş Rakı Burcuna girdi, gidelim, demlenelim” derdi… Alaattin Bilgi gibi öğretmenlerim de oldu benim…

Emekli öğretmenin biri iş aramaktadır. Gazete de bir ilan görür, çıplaklar kampına müdür aranmaktadır ve maaşı dolgundur. Çaresiz, dolgun maaş adına başvurur. İşe kabul edilir.

Alacağı paranın hayaliyle kamp içinde dolanırken, keyifle ıslık çalmaya başlar. Islığı duyan güzel bir kadın, koluna yapışır ve kamp kurallarından birisinin, ıslık çalan bir erkek olduğunda onunla yatmak olduğunu söyler. Bu kuraldır ve olmalıdır. Kurala uyulur. Yatılır yani… Adam müthiş keyiflidir. Bu keyifle birlikte yürürken, çalıların arasında yellenir. Bu kez iri kıyım bir zenci koluna yapışır. Kamp kurallarından birisinin, yellenen bir erkekle yatmak olduğunu söyler. Bu da kamp kuralıdır. Kurala uyulur. Yine yatılır yani. Adamın keyfi kaçmıştır.

“İşi bırakıyorum” der.

“Neden” diye sorulduğunda da.

“Ben ayda ancak bir kez ıslık çalarım, ama günde en az üç kez yellenirim” der.

Eğitim Şart. Ama iyi bir öğrenci olmak da kaçınılmazdır…

Bir demlik çayı, bir paket de sigarayı bitirdim… Dergiler, gazeteler, kitaplar arasında dört dönüyorum… Yalnızlığın, mutluluk hali bu olmalı… İlk ve son romanım Zeytin’e Sor’u alıyorum elime… En son bir arkadaşım aramıştı, 232. sayfasındayım. Çok iyisin diye. O zamandan beri bakmamıştım kendi kitabıma. Bir ay olmuştur tahminen. Benim kitaptan ne belgesel olur, ne de dizi…

Yok, ama o kadar da kötü değil yahu. İyi bir yönetmenle 180 dakikalık yeni bir Pulp-Faction film yapılabilir bu kitaptan… Jack Nicholson ile John Travolta, Robert De Niro ile Uma Thurman, Al Pacino ile Monica Bellucci, Catharine Zeta Jones ile Angelina Jolie, Bruce Willis ile Samuel L. Jackson, David Perry ile Sıylvia Saint ve Türkiye’nin bütün güzel ve seksi mankenleri de bu filmde oynar mı acaba?

Yazarlığın en büyük delilik hali, hayalleri mi yoksa? Ben deli miyim?

Mora Dergisi Sahibi Sayın Atilla Adsay aradı geçen gece, “Bir ay oldu, siteye bir yazı göndermedin” diye serzenişte bulundu, dün de Gemlik haber Gazetesi Sahibi sevgili arkadaşım Serhat Seferoğlu arayıp, benzer şeyler söyledi… Düşündüm, haklılardı… Ama ne yazacaktım?

Yazı işte bu oldu sevgili dostlar…

Umarım beğenmişsinizdir… Bu tarz edebi yolculuklarımda benimle devam ederseniz çok sevinirim…

Hadi finali de güzel yapalım…

Can Yücel’den bir şiir:

“Bilinmedik bir hüzün var içimde/ bir gariplik… Anladım ki ya ben fazlayım bu şehirde/ ya da biri eksik!”…

Bu da kadınıma gelsin!…

cemal

 benzer haberler

Cumhuriyetimize  yazık oluyor !       

Cumhuriyetimize  yazık oluyor !     

Belediye başkanı adaylığında son durum  

Belediye başkanı adaylığında son durum

Fesli veya fessiz hainler !..     

Fesli veya fessiz hainler !..