png kavlak, tepe, solaksubaşı
ergenler üst reklam

Arındım Dünden Şimdi Bir Nisan Kadar Saf Yalnızlığım…

09 Nis 2018 Pts 20:44
Bu haber 361 kez okundu
ArtıYazı BüyüklüğüEksi
Davetiye-Dunyasi-Reklam-Popup_4342-1

Özlemişim sahalara dönmeyi. Haberciliği. Bana iyi geldi. Boşluk duygusundaydım. Sıyrıldım. İlgisiz dolaşıyordum sokaklarda. Şimdi ilgiliyim… (Bu açıdan bakınca Gemlik Haber Gazetesi Sahibi Serhat Seferoğlu’na teşekkürü borç biliyorum. Gazetecinin yeri sokaklardır!) Gemlik sokakları… Tutarsız ve hiç tekin değil. Bu boşluk ve kayıtsızlık hüzün veriyor bana. Hüzün ve ürküntü! Her zaman takıldığım Çay Ocağına uğruyorum. Cius AVM’nin hemen arkasında. Abdullah Yaşar’ın tavşankanı çayı her daim taze ve içilenidir. Gazeteler, dergiler ve bazen de kitaplar aksesuarım. Yağmur çiseliyor. İlkbahar’a Romantizm katan tek gerçek… Belki de ruhuma çöreklenmiş kasvet ile uyumlu bir panorama oluşturduğu için Nisan yağmurlarını seviyorum. Edebiyatta Kırkikindiler Yağmurları da denir.  Hazan mevsiminde savrulan serseri yapraklar gibiyim; Dizelerinin, Nisan yağmurlarında tomurcuklanan çiçekleri gibiyim… Hayatın her türlü Sıkıntıları içinde bir umut ışığı gibi parlayıp, sönerek dökülüyor damlalar. Ben Sonbahar yağmurları gibi İlkbahar Yağmurlarını da seviyorum…

Az ötede iki genç, kendinden geçmiş halde kaldırıma kapaklanıyor. Birkaç kişi yanlarında bitiyor. İyilikseverlik henüz ölmemiş. Bu iyi bir şey sanırım. Ayağa kaldırmaya çalışıyorlar gençleri. Gözlerinin ferleri gitmiş, tek bir noktaya sabitli bakıp, bir şeyler mırıldanıyorlar. Sonra yeniden yere kapaklanıyorlar. Arnavut Kaldırımları Arnavut Kaldırımları olalı böyle zulüm görmemiş. İnsanlar gülüşüyor, insanlar “Vah Vah” çekiyor, insanlar iğreniyor, insanlar tiksiniyor. İnsanlar kederleniyor. Arnavut Kaldırımları acı çekiyor.

“Bonzai içmişler!” diyor birileri, bir başkası “Met içmişler Met” diyor… “Zombi Hapı” diyor bir başkası… Flappa… İçinde banyo tozu bulunuyor. Gençleri katleden bir uyuşturucu! İnternetten görüntüleri izledim. Bir genç kız su birikintisinde kulaç atıyordu. Bir başka genç erkek, ayakta duramıyor, bir diğeri vampirleşmiş, etraftakileri ısırmak için kovalıyordu. Bir diğerini Polis yakalamış, arkadan kelepçelemiş halde, polis arabasına bindirmiş ve o genç, arabanın deri arkalığını kemiriyordu. AVM tepesine çıkıp, intihara karar vermiş insanlara “Atla, Atla” diye tempo tutan bir toplumun mensuplarıyız. Bir insanın ruhunu neyin kemirip kemirmediğini asla bilemeyiz. Kim zehirliyor bu çocukları? Muhafazakâr bir gazetenin köşe yazarını okudum geçen gün, oğlunu bonzai ye kurban etmiş bir baba, “Oğlumu bu merete alıştıran sınıf arkadaşını ve ailesini tümden öldüreceğim” diyordu… Genç genç, birey birey, birer birer öldürüyorlar bizi… Farkında değiliz ama toplum olarak ölüyoruz!…

Hüzün ve ürküntü dedim ya; doğaya uygun yapmacıksız, yüzeysel olmayan derin bir yaşamı özlüyorum. Bir Şair’in dediği gibi, “Kurtuluşumuz şiirden falan gelmeyecek. Yaşamamızdan gelecek gelse gelse!”… Oysa İranlı Şaire Füruğ Ferruhzad, “Sonsuz Gün Batımında” isimli kitabında, “Şiir benim Allah’ım, yani ben şiiri bu derece seviyorum. Gecem gündüzüm hiç kimsenin şimdiye kadar söyleyemediği yeni ve güzel bir şiir söylemenin düşüncesiyle geçiyor. Kendimle baş başa kalamadığım ve şiir düşünmediğim gün, bana boşu boşuna geçen bir günmüş gibi geliyor” diyor… Aynı şaire, aynı kitabında Şairlerden de, “İnandığım başka bir şey de hayatın bütün anlarında şair olmanın gerekliliğidir. Şair olmak, insan olmaktır. Günlük davranışları şiirleriyle hiç bağdaşmayan bazı insanları tanıyorum. Yani sadece şiir yazdıklarında şair oluyorlar, sonra bitiyorlar. İki yönlü olduklarından fakir, kıskanç, mutsuz, dar fikirli, zalim, pisboğaz, açgözlü bir insan olup çıkıyorlar. İşte, ben bu adamların sözlerini kabul etmiyorum” diye, bahseder… Ve Turgut Uyar’dan, “Bu şehirde daha fazla yaşayamamaktan korkuyorum. Daha fazla eve kapanmaktan, iletişimi iyice koparmaktan korkuyorum. Tanrım, gün geçtikçe bu kenti daha çok, daha çok özlüyorum…”

Gazeteler, dergiler, kitaplar, DVD’ler odamın her yanında, masamın üzerinde… Dağınıklığı seviyorum. Yaşamımla tezat hiçbir şey beni mutlu etmez. Güzelliği avuçlarımın arasına aldım, acıydı… Dağınıklık ben gibi…

“Belki şehre bir film gelir

Bir güzel orman olur yazılarda

İklim değişir, Akdeniz olur

Gülümse

Tut ki karnım acıktı

Anneme küstüm

Tüm şehir bana küstü

Bir kedim bile yok anlıyor musun?

Hadi Gülümse…

Sezen Aksu’nun bu çok sevdiğim şarkısının sözleri kızım Ceyna’ya gelsin…

Bu kentin sanattan ne anladığını henüz çözebilmiş değilim. Korku filmine gittim. Yakından tanıyabildiğim, beni tanıyabildikleri kadar tanıyabilen, kadınlara sevdirebildiğim tek şeydir korku filmleri!… Üç kişi izledik… Diğer ikisi genç bir çiftti… Sinema salonunun loşluğunda, sevişmeye gelmiş gibilerdi… Seviştiler… Aşkın yaşı, yeri, zamanı ve tarzı olur mu? Olmaz. Bir şiirdeki gibi, “Taş fısıldadı –zeytin ağacı sırdaş- sevişiyorlar”… 2 sinema salonunun kapanıp, tek sinema salonunun kaldığı bir ilçede, son vizyon bir film gelse bile, sinema kültürünü görememek kaygı verici…

Ya aşk? … Aşk’da hayat gibi kaybedilmiş bir bahis mi yoksa?

Aşk; biri geliyor hayatımıza bir makas atıyor; o yaşadığınız bölüm, bütünün dışına düşüyor. Benim için aşk, Charles Bukowski’nin o felsefik cümlesinde ki gibi artık. “ve aşk iki kez geldiğinde ve iki kez yalan söylediğinde bir daha asla sevmemeye karar verdik böylesi adilaneydi bize ve aşkın kendisine…” Dün yorgunuyuz huzursuz uykuların beşiğinde, sallanıyor ömrümüz şimdi hep uzak…Hatır değil ki, kırk ömürlük ah kaldı kahve kokulu!…

Hadi aşka dair, Turgut Uyar’dan devam edelim. “Kişi kendinden ne zaman vazgeçer? Tutkusunu evcilleştirdiğinde.” … Sorunum bu belki de, tutkularımı evcilleştirerememek ve kendimden, kendim olmak, kendim kalmaktan vazgeçmemek… Her şeyimi verebiliyorum bazen-belki karşımdaki insana. Ama o yine de sahip olunamayacak bir yanım olduğunu hissediyor… Ruhumu da verirsem, ne kalır ki benden geriye?

Siyaset? Siyasete girmeyi, siyaset yazmayı düşünmüyorum artık. Sosyal Medya denilen çöplükte, siyasetin ne tarihi, ne felsefesi, ne duygusu ne de mantığı işliyor çünkü… Ancak, Gemlik değişiyor, Gemlik güzelleşiyor… Görmemezlikten gelmek, yazarlığın ruhuna ihanettir. Ne demişti Octavia Paz, “Yazarlar Yaşadıkları Çağın Tanıklarıdır”… Gündeme bakıyorum… Halen günlük 7 gazeteyi, aylık 10 dergiyi didik didik okuduğuma inanamıyorum… Dış politika geç, benden kimsenin okuyacağını sanmıyorum. Ekonomi, finans faaliyetleri geç… Ekonomistler işsiz gezerken, bu konuda ahkam kesmek bana yakışmaz…. En güzeli yine yerel siyasete göz atmak…

Gül solar, gülyağı kalır. Gülün kokusunu hatırlayalım biz…

MHP Bursa İl ve Gemlik İlçe Teşkilatları Bursa’da ortak bir basın toplantısı düzenlediler. (Neden Bursa?)… 6 yıl önce Gemlik Belediyesine ait Gemlik Serbest Bölge Depolama alanlarının ortasında bulunan 60 dönümlük arazinin, usulsüz biçimde satıldığını ve Danıştay 6. Dairesinin bu satış sonrasında Belediye Başkaı Refik Yılmaz’a yargılama yolunun açıldığını öne sürdüler. Belediye Başkanı Refik Yılmaz’da MHP’lilere yanıt vererek, Danıştay 1. Dairesinin aynı konudaki kendilerini haklı gördüğü kararı hatırlattı. İki yüksek yargı organının aynı konuda farklı açılarda kararı söz konusudur. CHP’li Belediye aynı yerdeki arazileri metrekaresi 250 liradan okutmuştu. Gemlik Belediyesi ise bu arazileri metrekaresi 410 liradan sattı. Belediye bu satıştan 24 milyon lira gelir elde etti. Bu gelir kamulaştırmalara harcandı. 8 Mart 2012 tarihinde Merhum işadamı hayırsever Asım Kocabıyık’a fahri hemşerilik verilmesi töreni adına Belediye Başkanı ve dönemin Belediye Meclis üyeleri ile birlikte Borusan Holding’in Kabataş’taki merkezine gittik. Arsa satışları burada gündeme geldi. CHP’li Belediye metrekaresi 250 liradan satmıştı. Refik Yılmaz 410 lira istedi. Belediye Meclis üyeleri, ilçeye bu kadar yatırım yapan bir işadamından, bu kadar yüksek para istenir mi? Serzenişinde bulundular. İtiraf edeyim, o dönem ben de muhalefetin bu serzenişine hak vermiştim. Kendi beynime göre de, bir işadamını yüksek fiyatlı bir satışla ürkütüp, yatırımlardan ya cayarsa yanılsaması vardı. Kaldı ki Borusan, Çimtaş gibi sanayi kuruluşları söz konusu arsaları 35-40 yıldır kullanıyorlardı. Neticede satış yapıldı. MHP’liler itiraz etti. İptal davaları, Gemlik belediyesi ile sanayi kuruluşlarının süren davaları gibi hukuki süreç başladı. Pazar günü MHP İlçe eski Başkanı Osman Durdu aradı. Gemlik Belediye Başkanı Refik Yılmaz’ın 18 uygulaması yapmadan ve Belediye Meclisine getirmeden Encümen kararı ile satış yaptığını ifade ederek, “60 dönüm 18 uygulaması ile daha yüksek bir fiyata satılabilirdi” dedi. Kumaş örneği de veren Osman Durdu, “Size sadece kumaş verilse ne olur? Ama kumaşlardan elde edilen elbise daha değerli daha anlamlı olur? Aslında mesele bu” diye konuştu. Hukuki süreçle ilgili Refik Yılmaz’ın kamuoyunu yanıltmaya yönelik açıklamalarda bulunduğunu iddia eden Osman Durdu, MHP teşkilatlarının konunun takipçisi olmaya devam edeceğini açıklayarak, hafta içinde detaylı yeni bir açıklama yapacaklarını söyledi.

Yapı Kullanma Ruhsatlarının, Belediye Başkanvekili Ömer Uslu tarafından imzalanması konusu da var… 3 yıl içinde ikinci kez yaşanan bir olay bu… Gemlik Belediye Başkanı Refik Yılmaz, ilk olayda, “Ben olsam imzalamazdım” demişti, bu kez de “Belediye Başkanvekillerinin inisiyatif kullanma hakkı var. Ama ben bu inisiyatifi kullanmazdım” dedi… Yani ortada masum gibi görünen alengirli bir iş olduğu kesin… CHP İlçe teşkilatı konuyu gündeme getirdi. Belediye Meclisinde de tartışıldı. CHP’li Emir Birgün, Belediye Başkan Yardımcısı Vedat Büyükgölcigezli’ye atıfta bulunarak, kendisinin mühendis olduğunu hatırlattı. İmar komisyonu Başkanı Gülşen Uslu’yu da anımsattı. “Mühendis ve Mimarlar imzalamamış, memurlar imzalamamış, Belediye Başkanı imzalamamış. Onlar imzalasa anlardım ama…” derken, Gülşen Usluya’da bakıyordu Emir Birgün. Gülşen Uslu, kaşlarını da kaldırarak, çok şey ifade eden psikolojik bir duruş sergiledi. “Asla-Yok” anlamına mı geliyordu bu mimikler, haberim yok, beni ilgilendirmez mi? Bilemedim!… CHP’li Mert Dimili’de, Ömer Uslu’un kendisinin sorumlu olduğu müteahhitlik şirketlerine ait belgelerin bile imzalandığını öne sürerek, bunu etik yani ahlaki bulmadığını kaydetti. MHP’li Osman Doğan’da, yaşananların her şeyden önce idari bir suç olduğunu vurgulayarak, yapı kullanma şirketleri ve denetimlerinden başlayarak, imzaya kadar ki sürecin kamu vicdanında birilerini mahkûm edeceğine dikkat çekti… Ve Hadis-i Şerif’lerden örnek veren Osman Doğan, “İşi ehline veriniz” diye uyardı… Hakikaten Gemlik şantiyeye dönmüşken; yapı kullanma şirketleri ne iş yapıyor? Neden halen birçok inşaat sorunlu çıkıyor? CHP ve MHP’lilerin istediği araştırma komisyonu kurulmadı tabii ki… Oy çokluğuyla ret edildi…

Erken Kalkan Yol Alır… CHP Gemlik Belediye Başkan Adayı resmen Mehmet Uğur Sertasan oldu. İkisi benim de yer aldığım süreçte, dört dönem ilçe başkanlığı yapmış, tecrübeli bir isim Mehmet Uğur Sertaslan. CHP’nin Bursa’da Gürsu ve Harmancık ile birlikte açıkladığı ilk kesinlenmiş Belediye Başkan Adayı oldu. CHP teşkilatının tamamı arkasında ve tk yumruk destek veriyorlar. 2004’teki CHP gibi değil. O dönem köylere gittiğimizde, ilçe başkanı olarak 1988-1992 dönemindeki Erkan Mutman sanılıyordu. Mehmet Uğur Sertaslan’ı tanımayan yok. İlçe Başkanı Cemil Acar ve yönetiminin de büyük etkisi ile çalışmalara başlamış durumda. CHP’yi rahatlandıran ve mutlandıran bir siyasi manevra olarak görebiliriz bunu. Mehmet Uğur Sertaslan, 10 Nisan Salı günü İl Başkanı Hüseyin Akkuş ile birlikte gidiyor. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşecek. Genel Merkez den de destek alarak, daha güçlü biçimde ilçeye dönecek. Renkli bir seçim dönemi bizi bekliyor…

Görüyorsunuz işte yerel siyaseti. Geçtiğimiz haftaki yazımın altına emekli öğretmen Ümran Akyavaş, sitem dolu bir yorumda bulunmuştu. Siyasetin hep Refik Yılmaz etrafında döndüğünü dile getiriyordu Ümran Akyavaş. Yeni bir şey değil ki bu. 7 yıldır böyle. Bir yanda yatırımlar, okullar, sağlık ocakları, camiler, parklar, çay bahçeleri, sosyal ve spor tesisleri, yeni hastane, baraj, bu hafta temeli atılacak olan kaplıca tesisleri… Diğer yanda da bu yatırımları yapanlara yönelik eleştiriler… Değerli öğretmenim Ümran Akyavaş’ı siyasetten ve siyaseti yapan insanlardan kopartıp, hayvanlara yönelmesine neden olan kısır döngü bu. Hayvanları şanslı kılan bir döngüye ses çıkartacak değilim tabii ki… Neyse ki Gemlik değişiyor, Gemlik gelişiyor, Gemlik bilinçleniyor… Bu açıdan da güzel bir yerel seçim dönemi bizleri bekliyor… Gemlik Belediyesini alan; siyasetin beynine ve kalbine de sahip olmuş olacak çünkü. Siyasetin Ruhu da Belediyecilik ile ilgili… Daha ne olsun ki?!…

Paulo Coelho’nun “Kazanan Yalnızdır” kitabı aklıma geldi. Gemlik’te, uzun süreli, istikrarlı, edebi, eleştirel, hiçbir kurum, kuruluş, siyasi parti ve kişiye özel yazmadan, yazdığınızda sadece kazananın değil, yazanın da yalnız olduğunu öğrenebilirsiniz. Yalnızlığımı da seviyorum ben…

Nazım Hikmet geçiyor elime, “Rakı!!! Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir, neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir, ikisi beraber çok güzel içilir, yemekle içilir, suyla içilir, susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir… Ama bir tek salakla içilmez!” demiş, ne güzel söylemiş… Hava kapalı… Yağmur bir yağıyor, bir kesiliyor… Yazmak bana iyi geliyor… Klavyenin başından kalkmak istemiyorum. Ama Nazım kafama başka şeyler de doluşturdu…

Gemlik’te ya Joker Bar’a takılıyorum, ya da Mercan Restorana… Tanıdığım en harikulade Bar sahibidir Sezai Tutar. Joker Bar’ın efsane sahibi… Halden anlar… Müdavimleri ile iyi geçinir. Sohbeti güzeldir… Gitsem mi diyorum? Tekinsiz sokakların, hüzün ve ürküntünün atılacağı, yerinin umutlarla dolacağı saatlere az kaldı… Karl Marks’ın Kapitalini Türkçeye çeviren yazar Alaattin Bilgi geliyor aklıma. Allah Rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Meslek yaşamımın ilk yıllarında ofise gelir, “Hadi kalk gazeteci, Güneş Rakı Burcuna girdi, gidelim, demlenelim” derdi… Alaattin Bilgi gibi öğretmenlerim de oldu benim…

Emekli öğretmenin biri iş aramaktadır. Gazete de bir ilan görür, çıplaklar kampına müdür aranmaktadır ve maaşı dolgundur. Çaresiz, dolgun maaş adına başvurur. İşe kabul edilir.

Alacağı paranın hayaliyle kamp içinde dolanırken, keyifle ıslık çalmaya başlar. Islığı duyan güzel bir kadın, koluna yapışır ve kamp kurallarından birisinin, ıslık çalan bir erkek olduğunda onunla yatmak olduğunu söyler. Bu kuraldır ve olmalıdır. Kurala uyulur. Yatılır yani… Adam müthiş keyiflidir. Bu keyifle birlikte yürürken, çalıların arasında yellenir. Bu kez iri kıyım bir zenci koluna yapışır. Kamp kurallarından birisinin, yellenen bir erkekle yatmak olduğunu söyler. Bu da kamp kuralıdır. Kurala uyulur. Yine yatılır yani. Adamın keyfi kaçmıştır.

“İşi bırakıyorum” der.

“Neden” diye sorulduğunda da.

“Ben ayda ancak bir kez ıslık çalarım, ama günde en az üç kez yellenirim” der.

Eğitim Şart. Ama iyi bir öğrenci olmak da kaçınılmazdır…

Bir demlik çayı, bir paket de sigarayı bitirdim… Dergiler, gazeteler, kitaplar arasında dört dönüyorum… Yalnızlığın, mutluluk hali bu olmalı… İlk ve son romanım Zeytin’e Sor’u alıyorum elime… En son bir arkadaşım aramıştı, 232. sayfasındayım. Çok iyisin diye. O zamandan beri bakmamıştım kendi kitabıma. Bir ay olmuştur tahminen. Benim kitaptan ne belgesel olur, ne de dizi…

Yok, ama o kadar da kötü değil yahu. İyi bir yönetmenle 180 dakikalık yeni bir Pulp-Faction film yapılabilir bu kitaptan… Jack Nicholson ile John Travolta, Robert De Niro ile Uma Thurman, Al Pacino ile Laura Saint, Monica Bellucci, Catharine Zeta Jones ile Angelina Jolie, Bruce Willis ile Samuel L. Jackson, David Perry ile Sıylvia Saint ve Türkiye’nin bütün güzel ve seksi mankenleri de bu filmde oynar mı acaba?

Yazarlığın en büyük delilik hali, hayalleri mi yoksa? Ben deli miyim?

Bu hafta ne yazayım diye düşünürken, kelimelere bunlar döküldü.

Yazı işte bu oldu sevgili dostlar…

Umarım beğenmişsinizdir… Bu tarz edebi yolculuklarımda benimle devam ederseniz çok sevinirim…

Hadi finali de güzel yapalım…

Can Yücel’den bir şiir:

“Bilinmedik bir hüzün var içimde/ bir gariplik… Anladım ki ya ben fazlayım bu şehirde/ ya da biri eksik!”…

Bu da kadınıma gelsin!…

NOT: Bu yazı Ekim ayında yazılan bir yazının değiştirilmiş versiyonudur. Takdir edersiniz ki, Yazı benim olunca, istediğim gibi de değiştirebiliyorum… Sevgi ve Saygıyla, Sağlık ve Mutlulukla kalın. Haftaya da görüşmek ümidimle…

cemal

kültür siteye

Benzer Haberler

Suriye meselesi.. Surye’de iç savaş çıkmıştı, bizimkiler Esad’ı devirmek (!) hayaliyle...

Yorum 
0

Oysa bir şiir bile yeter zihinleri, akılları, kalpleri, ruhları ve dahi insanları birbirine bağlamaya....

Yorum 
0

“Türkiye gerçekten tuhaf ülke oldu. Ortaya çıkan bazı tipleri görünce bunu daha iyi anlıyoruz....

Yorum 
0

Yorumlar

İsim: E-posta: Web:Yorumunuz:
CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi
*

gemlik-belediyesi-refik-yilmaz-site bütünler siteye

Binalar Kamulaştırılıyor Mah...

Gemlik Belediyesi, kamulaştırdığı binaları yıkarak ilçeye nefes […]

Bursaspor Taraftarlar Derneğ...

Gemlik Bursaspor Taraftarlar Derneği Başkanı Cihan Gökmen, […]

Denizler ve sahiller artık d...

     Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Büyükşehir […]

Hasan Çetin Okulları Yazlıkç...

Özel Hasan Çetin Anadolu Lisesi öğretmen ve […]

POPÜLER HABERLER

Küçükkumla’da bıçaklı Cinayet...

Küçükkumla mahallesinde meydana gelen olayda bir kadın […]

Balıkpazarında Cinayet

Gemlik’te Balıkpazarında meydana gelen olayda bir kişi […]

Ağırbaş ve Evrensel ailesinin mutlu...

Ağırbaş ailesinden Ahmet Ağırbaş’ın kızkardeşi, Ayfer Ağırbaş’ın...

Serbest bölgede feci kaza 2 ölü, 3 ...

Gemlik Serbest Bölge Gümrük Müdürlüğü önünde Gümrük […]

Umurbey yolunda can pazarı; 1 ölü, ...

Umurbey Gemlik yolunda, Umurbey’den aşağıya inen 16 […]

Gemlik’te Motosiklet Kazası 2 Yaral...

Gemlik’te akşam saatlerinde meydana gelen kazada, 2 […]