Bu Kategoridesiniz : 14 Şubat 2018 Çarşamba 01:32

Günlerden Aşk

“2017 Sevgililer günü köşe yazımdan alıntılar içermektedir”

Sevgililer gününün ekonomik ve dini boyutlarına gelmeden önce “St.Valentine’s  Day” Aziz Valentin gününe tarihsel açıdan kısaca değinmek istiyorum. Konuya ilişkin pek çok farklı hikaye olsa da en çok rağbet gören hikaye şudur;  Aziz Valentine sevdiği kızla zina yapan bir papazdır ve bunun bedelini canıyla ödemiştir. Bu olaydan 226 yıl sonra o devrin papazı Papa Gelasius, aşkı uğruna öldürülen  Valentine’yi onurlandırmak için 14 şubat’ı Valentin günü yani günümüz adıyla sevgililer günü ilan etmiştir.

14 Şubat sevgililer gününün Ekonomiye kattığı canlılık ana hatlarıyla şu şekilde özetlenebilir, gıda, çiçek, reklam, takı ve hediyelik eşya sektöründe canlılık, ayrıca  bu sektörlere bağlı sektörlerin  şubat ayı istatistikleri, ekonometrik bir çalışmayla izlendiğinde, 14 Şubat’ın ekonomik anlamda  iyi bir pazar olduğu ve ekonomimize kattığı canlılığın son 4 yılda  arttığını görebiliriz. İthalat ve ihracat alanındaki istatistiksel veriler ve bu sektördeki emekçilerin, aracıların, rant ve  edinimleri küçümsenmeyecek orandadır.

Meselenin teolojik yanı, ekonomide olduğunun aksine hiçte parlak değil. Dini otoriteler bugünün kutlanmasını ayet ve hadislere dayandırmak suretiyle kesinkes men ediyor.  Bu güne özel en sert adımı Malezya Din işleri yüksek kurulu atmış olup,  14 Şubat’ı günah günü ilan etmiştir.

Meseledeki naçizane şahsi fikirlerim şu şekildedir;

14 şubatı ayakta tutan sevgililer değil ilgili sektörlerdir.

→ Her şeye rağmen sevginin aşkın sembolize edilmesi adına,  gönül hoşnutluğu oluşturan bir gündür.

→ Ekonomimize kattığı canlılık nedeniyle kutlanabilir ve kutlanmalıdır da.

→Alın verin ekonomiye can verin mantığı!

Sevgililer gününe özel yazılmış benim çok hoşuma giden, içimizi sızlatacak, hemen hemen herkesin kendisinde bir şeyler bulabileceği Can DÜNDAR’ın “Eğer” isimli yazısını sizlere hatırlatmak istiyorum.

“Tüm sevenler ve sevilenler için:”

“EĞER”

O’nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz…

Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz… ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin…

O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain…

sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa…

Dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…

hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse…

elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…

her şiirde anlatılan O’ysa… her filmin kahramanı O… her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa…

bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,

iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa…

iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa…

eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız…

mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken “keşke O anlatsa” diye iç geçiriyorsanız…

kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü…

özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu…

hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız…

O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse…

ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse…

gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;

bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine…

uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa…

dışarıda yer yerinden oynuyor ve “içeri”de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,

nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız…

kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim…

gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa…

Her gidişte ayaklarınız “Geri dön” diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla…

…o halde 14 Şubat  sizin gününüz!..

“Çok yaşa”yın ve de “siz de görün”üz.

“Can Dündar”

Riyasız, çıkarsız, karşılıksız, nihayetsiz, yalansız, tutkulu, farklı, iştahınızın artacağı, iştahınızın azalacağı, iştahınızın kapanacağı, iştahınızın şaşıracağı  sevgilerde, ömürlük aşklarda, yalın sevdalarda yolunuzun kesişmesi, coğrafyanızın alt üst olması, kimyanızın feci halde bozulması dileklerimle aşkla sevgiyle ve,  Sağlıcakla Kalınız…

“Değerli eşim Ertan BARAN’a ithaf olunur”

melek güleç

 benzer haberler

Bu rezalete sessiz kalma…  

Bu rezalete sessiz kalma…

Umursamazsanız batarsınız!..  

Umursamazsanız batarsınız!..

Kitaplar, Yazarlar Ve Fuar  

Kitaplar, Yazarlar Ve Fuar