Bu Kategoridesiniz : 17 Haziran 2016 Cuma 12:51

NEDEN HEP MENFAAT

Hayal kırıklıkları ve sevgi kırıntılarının olduğu bir yaşamın en uç noktalarında hayata tutunmaya çalışan bir kişi olduğumu zannediyorum çoğu zaman.

Dostlukların menfaate, selam alıp vermenin ticarete dönüştüğü bir paradoks…

“Şu abimiz iyidir on numara adamdır vesselam; şu ablamız var ya şu ablamız işletmemizin gulü gulü, olmazsa olmaz yani o derece…”. Hepsini şişiren, burunlarını havaya kaldıran, olduğundan fazla değer veren de biziz aslında. Özellikle de ben. Herkesin kendini vazgeçilmez zannettiği bir düzende kendini hiç şey yerine koyan fıtratımdan mı yoksa aşırı iyi niyetimin kurbanı olmaktan mı bilemiyorum çok değer veriyorum insanlara. Kim olursa olsun bildiğim tek şey hakedene hakettiğinden daha fazla değer verdiğimdir.

Çok değil kısa bir süre önceydi. Sabah akşam yanından eksik olmadığım sözde çok muhterem ve saygın bir esnaf arkadaşımızın ne sıkıntısı varsa ya da ne tür bir yardıma ihtiyacı varsa mümkün olduğunca elimden, ekip olarak elimizden gelen desteği verip, her türlü işine öncelik tanımıştık. Hatta öyle bir abartmıştık ki, kendisi bizim adeta olmazsa olmazımızdı. Her konuda kendisini bilgin sayar fikirlerini uygulamaya çalışır, teknik anlamda da hızlılığına hayran kalırdık. O dönem içerisinde ikili ilişkilerimizin de iyi olmasının vermiş olduğu durumdan olsa gerek bir şey rica ettiğimizde bizi kırmaz “Tabii ki Samet Bey ne demek!” der ve yardımcı olurdu.
Derdim hep:
“Ne kadar iyi bir insan,çok iyi bir arkadaş, maşşallah ya, di mi cemal abi?”.
Abim cevap verir:
“he kardeşim he, sen böyle devam et bu da patlar…”
Evet, önceleri de patlamıştı zaten, çok geçmiyor bu da patlıyor, bir sonrakiler de…

Özellikle arıyor ve halkın arasından elimle koymuş gibi buluyordum bu ve bunun gibilerini. İşini görene kadar ağam paşam, işi bitince de “hıı öylemişmiş, hadi yaaa, tüüh…” standardına bağlamalar. “Ben bir bakayım da seni arayayım, sana haber vereyim” cümlesini kurup da 72 saat sonra yolda görüp “Ya geçen gün sana yardımcı olamadım ne yaptın çözebildin mi sorununu?” şeklindeki yalan ve riyakarlık içeren konuşmalar… İyi gün zamanında yanındayız, ama bir aksilik olduğunda işim var diyip sıyrılanalar. Bu ve bunun gibi daha nice olaylar…

Benzer tipteki vatandaşlarla ticari olarak ayrılınca, ya da farklı bir yol bulduğumuza selamını dahi keser durumda olanlar… Ama neden? Neden böyle bu düzen? Niye işi düşünce iyi oluyoruz da işimiz düştüğünde ya da kendi işi bittiğinde kötü oluyoruz? Niye hep kullanılan, enayi ve saf yerine konulan biz oluyoruz da akıllı gözüken uyanık tipler bunlar oluyor? Çok güvenip boşluğa düşmek ya da bunun tam tersi hiç güvenmemek de doğru değil elbetteki orta yolunu bir şekilde ayarlamak lazım ancak peki ya ayarı bozuk olanlar? Onlar ne olacak?
Hep hikaye, hep bir masal düzeni… Atarlanmalar, giderlenmeler, hallederiz ayağına yatıp günlerce görüşmekten çekinenler…
Sorunun cevabı basit dostlar, 3 kuruşluk insancıklara 5’lik değer verince kalan kuruşlara bizi satıyorlar. İşi bittiğinde de yollarına devam ediyorlar. Bilinen gerçek şu ki, herkesi gözünde büyüten, olmazsa olmaz yapan, bunun haricinde kimse bizim işimizi çözmez diyip şişiren biziz.
Şöyle bir dönüp mezarlıklara bakmak lazım. Nice ben olmazsam olmaz diyenlerin hepsi orada teek tek yatıyor. Birileri gider ve yerine yenileri gelir. Mesele gidenin arkasından sövmek değil övmektir. Her yaprağın mevsimi gelince dalından düşmesi gibi, insanoğlu da hayattan düşüyor. Önemli olan yaşadığımız hayat ağacının dallarında kurumadan, herkesin değerinin hakettiği kadar olduğunun bilincinde olduğunu farkedebilmektir…

samet

 benzer haberler

Sıra İş Bankası’na mı geldi!..  

Sıra İş Bankası’na mı geldi!..

Gerçek ve mantıktan kopmamak lazım  

Gerçek ve mantıktan kopmamak lazım

Daha başımıza neler gelecek. Neler !.  

Daha başımıza neler gelecek. Neler !.