png kavlak, tepe, solaksubaşı
ergenler üst reklam

Osmanlı Türkçesi / Osmanlıca

12 Ara 2014 Cum 2:53
Bu haber 4.460 kez okundu
ArtıYazı BüyüklüğüEksi
Osmanlı Türkçesi / Osmanlıca
Davetiye-Dunyasi-Reklam-Popup_4342-1

Bu aralar gündemi oluşturan, herkesin konuştuğu ve üzerinde tartıştığı bu konu hakkında düşüncelerimi aktarmak istiyorum. İlk olarak “Osmanlı Türkçesi nedir” sorusuyla başlayabilir; “ Ne zaman , kim, nerede kullanmıştır” sorularıyla devam edebilir; “Şuan neden bu konu tartışılır olmuştur” sorusuyla da bu konuyu sonlandırabiliriz.

O halde ilk sorumuzu açıklamaya çalışalım. Osmanlı Türkçesi nedir?

Tanım itibariyle; Osmanlı Türkçesi (‘Osmanlıca’ ya da lisân-i Osmânî: لسانه عثمانى) Osmanlı devlet ve resmi yazışma dilidir. 13-20. yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü yerlerde yaygın olarak kullanılmış olan, özellikle 15. yüzyıldan sonra Arapça ve Farsçanın etkisinde kalan Türk yazın dilidir.

Osmanlıca; Arap alfabesine, Fars ve Türk dilinden yeni sesler ilavesiyle oluşturulmuş, uzun tarihi boyunca kendine has özelliklerle geliştirilmiş, farklı yazı türleriyle bir sanat haline getirilmiş, kelime hazinesi günümüz Türkçesi ile kıyaslanamayacak kadar zengin bir yazı dilidir.

Görüldüğü gibi Osmanlıca, şuan bazı insanlar tarafından farklı bir dilmiş gibi algılanan bir dil değildir. Osmanlıca , en temelde konuşma dili değil, yazı dilidir. Bu sebeple İngilizce, Almanca, Fransızca vb. gibi farklı dil olarak algılanmasını doğru bulmuyorum.

Tanıma değinmeyi bitirerek ikinci sorumuzu cevaplayabiliriz. Osmanlıca, ne zaman, kimler tarafından, nerede kullanılmıştır?”

Aslında tanım yaparken bu sorularımızın cevaplarını da açıklamış olduk; ama bir kez daha tekrarlayabiliriz. Osmanlıca, 13.ve 20. Yüzyıllar arasında varlığını sürdürmüştür. 15. Yüzyılda saray ve saray çevresinde en üst düzeye ulaşmış, Arapça ve Farsça tamlamalarla zengin hale gelmiştir.

Bu yazı dili, Osmanlı Devleti’nin hakim olduğu bütün coğrafyada kullanılmıştır.

Değerli hocam Doç. Dr. Süer Eker’in “ Çağdaş Türk Dili” kitabından alıntı yaparak bu sorduğumuz sorunun cevabımını tam anlamıyla vermiş olacağız.

“Osmanlıca 15. Yüzyıl ortalarında Osmanlıların imparatorluk haline gelmesiyle, saray ve çevresindeki aydın ve okumuşlar topluluğunda Arap-Fars kültürleri, dolayısıyla Arapça ve Farsça yeniden büyük önem kazandı. Aydın çevreler artık yalnız Arapça ve Frasça eserlere itibar ediyor, buna karşılık, Türkçe yazılmış eserler küçümseniyor, hatta hor ve hakir görülüyordu. Osmanlıca bir ulus ya da halk dili olmaktan çok, seçkinlerin yani bir sınıfın dili idi.

16.ve 17. Yüzyıllarda, yani Klasik Türk Edebiyatı’nın oluştuğu dönemlerde, resmi ve edebi dil, sayısız Arapça- Farsça sözcük ve gramer kuralları ile, Arapça-Frasça-Türkçe karması yapma bir dil haline gelmiş, ulusallık niteliğini bütünüyle yitirmişti. Klasik Türk şiirinin en güçlü temsilcilerinden Bakî’nin Kanunî Sultan Süleyman için yazdığı ünlü mersiye, şöyle başlar:

Ey pâybend-i dâmgeh-i kaydı-ı nâm ü neng/ Tâ key hevâ-yi meşgale-i dehr-i bî-direng

(Ey şöhret ve utanma kaydının tuzağına yakalanmış kimse !Bu kararsız dünyanın işleriyle uğraşmak arzusu ne zamana kadar sürecek?)

Bu beyitte, ey ünlemi hariç, hiçbir Türkçe unsur yoktur ve ey ünlemi Farsçada da mevcut olduğuna göre, beyit Farsça sayılabilir.

Osmanlıca, Türkçe’nin doğal gelişme sonucu biçimlenmiş bir aşaması değil, imparatorluk düzeni içinde saray ve çevresinde oluşan yüksek sınıfın, üç dilin söz varlığından ve gramer kurallarından yararlanarak meydana getirdiği melez ve yapma bir dil, daha doğrusu bir jargondur. Ancak, ‘Türkçede varyasyonu araştırmış olan Johanson’un da belirttiği gibi, Osmanlıca dil varyasyonu standart-alt tabakaya has şeklinde basit bir zıtlığa indirilemez. Üslup üzerinde çalışanlar fasih Türkçe ile kaba Türkçe arasında eğitimli kesimin konuşma dili olarak işlev gören bir orta Türkçe’nin var olduğunu kabul eden görüşler de vardır. Kuşkusuz aydın edebiyatı ve halk edebiyatı arasında her zaman kesin sınırlar bulunmamış, her iki edebiyat, her iki kesimin dili birbirini belirli dönemlerde, belirli oranlarda etkilemiştir. Klasik edebiyattaki Türk-i Basit gibi akımlar, halk edebiyatındaki klasik edebiyata öykünen söyleyişler buna birer örnek olarak kabul edilebilirler.”

Kısacası, Süer hocamın da dediği gibi Osmanlıca, Arapça- Farsça ve Türkçe’den oluşan karma bir dildir.

Klasik Türk Edebiyatı’nda yukarıda vermiş olduğumuz beyitte de gördüğümüz gibi Arapça- Farsça kelime ve tamlamalar son derece fazladır. Bu durum Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı’nda biraz daha sadeleşmiş, Milli Edebiyat Dönemi’nde de terk edilmiştir.

Biz Türkler, tarihi sürecimizde kullandığımız alfabelere baktığımız zaman birçok alfabeyi kullandığımızı görürüz. Bunlar: Göktürk, Uygur, Arap, Kiril, Latin gibi alfabeler Türk dünyası tarafından kullanılmıştır. Örneğin; Rusya’da var olan Türkler, Kiril alfabesini kullanmışlardır. Kazak Türkleri gibi Türk dünyasının içerisinde olan diğer Türk milletleri kullanmaya devam etmektedir.

Osmanlıca da Arap harflerinden oluşur. Latin alfabesinin ilanına kadar kullanıldı; fakat sanılıyor ki Arap alfabesinden Latin alfabesine bir gece geçtik. Hayır. Osmanlıca’nın bir sorun olarak görülmesi 18. Yüzyılda başlıyor. II.Abdülhamit döneminde Eğitim Bakanlığı görevi yapan ve bu görevi 9 yıl boyunca sürmüş olan Münif Paşa, Osmanlıca’yı sorun olarak gören ve bunu dile getiren ilk kişilerden biridir. Çünkü Matbaa 1727’den itibaren günlük yaşama girmesi Osmanlıca’nın sorun olarak görülmesine neden oldu. Matbaa okur yazar sayısında artışa neden olamadı. Bunun sebebi; hem Osmanlıca’nın okumada ve yazmada doğurduğu güçlükler hem de, Türkçe’nin ses varlığına uygun olmayışıydı. İkinci olarak; açılan mekteplerde öğretilmeye başlanılan Batılı diller çocuklar açısından öğrenilemiyordu. Çünkü Osmanlıca yani Arap alfabesi okumayı güçleştiriyordu. Arap kelimeleri, Türkçe harfleri karşılamada yetersiz kalıyordu. Osmanlıca ‘da hareke, yani ünlü sesleri okutan işaretlerin bulunmaması bir kelimeyi okumada farklı birçok kelimeyi çağrıştırabiliyordu. Bu durum aynı zamanda hızlı okuma açısından da sorun teşkil ediyordu.

Ve…

Yeni harflere geçmeyi resmi olarak ilk kez 1863’te Sadrazam Fuat Paşa’nın huzurunda dile getiren Azerbaycanlı yazar Mirza Feth Ali Ahundzade oldu. Hatta Namık Kemal, şöyle yazdı: “Bizim çocuklar beş-altı yaşında mahalli mektebine verilip, iki-üç senede bir hatim indirdikleri ve birkaç sene dahi tecvid ile hatimler tekrar okunduğu ve beş-altı yıllar sülüs ve nesih karaladıkları halde; ellerine bir gazete verilse okuyamazlar. İki satır bir tezkere kaleme almak nerede?” (Hürriyet, 5 Temmuz 1869)

Osmanlı Devleti bu sorunun çözümünü bilmesine rağmen değiştiremedi.  Devletin bir geleneğinden kopmak kolay değildi.

Görüldüğü gibi, latin alfabesine geçiş bir gecede olmadı. Latin alfabesini kullanmamızın değerini yurt dışındayken anladım. Gördüğüm tabelalar farklı bir dile ait olsa da gördüğüm harfi tanıyordum; Arap veya Kiril alfabesini kullanmış olsaydık, harfin karşılığını bulup ayırt etmek de zorlanabilirdik.

Neyse…

Son sorumuzu yanıtlayabiliriz. “Bugünlerde neden bu konu tartışılır olmuştur?”

Sizler de iyi biliyorsunuz ki Osmanlıca’nın liselerde ders olarak okutulması konusu, şu sıralar gündemi yaratmasına neden olmuştur. Şahsi fikrim, Osmanlıca, Osmanlı Devleti’nin yazı dilidir ve Osmanlıca son yüzyıllarda sorun olsa da Türk genci tarafından öğrenilmesi taraftarıyım. Kendi atalarının yazmış olduğu eserleri okuyamamak, Osmanlı arşivlerinin hala kapalı olması ve arşivde bulunanları okuyamamak ,bu insanın kültürel mirastan uzaklaşmasına neden olmaktadır; ancak, Türkiye Türkçesi  tam anlamıyla öğretilmemiş ve öğrenmemiş bir öğrenciye de Osmanlıca’yı zorunlu ders olarak koymayı  pek doğru bulmuyorum. Üniversitede zorla geçtiğim bir ders olan Osmanlıca’yı, lise öğrencisine el yazmalarını öğreterek değil de matbuu olarak ve SEÇMELİ ders olarak konulmasını tercih ederim. Zaten ilgi duyan öğrenci kendi atasının yazdığı eseleri okuyabilmek ve alfabeyi görebilmek için seçmeli ders olarak seçecektir.

Sonuç olarak,insanlara birtakım şeyleri zorla kabul ettirmek çoğu zaman ters teper. Hele ki ergenlik dönemi içerisindeki lise öğrencisine zorla bir şeyler yaptırmak güçtür. Osmanlıca’yı göstererek sevdirmek istiyorsak, bu öğrencinin seçimine bırakılmalıdır. Aksi halde, sevdirmeye çalışırken nefret etmelerine neden olabiliriz. Öğrencinin seçimine bırakırsak, talep edenlerin sayısının fazla olacağının düşüncesindeyim. Osmanlıca’yı bilgi olarak zorlaştırmayalım, kolaylaştıralım.

kültür siteye

Benzer Haberler

“HIRSIZLIK DAVASI!” New York’ta görülmekte olan “Reza Zarrab davası” milli bir dava...

Yorum 
0

AKP Hükümeti cephesinden ülke gündemine skandal açıklamalar tıpkı bir bomba gibi atıldı....

Yorum 
0

***İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan, Kemal Kılıçdaroğlu’ na*** Salı günkü TBMM oturumunda...

Yorum 
0

Yorumlar

İsim: E-posta: Web:Yorumunuz:
CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi
*

gemlik-belediyesi-refik-yilmaz-site bütünler siteye

Acar; İntibak Yasası Tekrar ...

Türkiye Emekliler Derneği Gemlik Şube Başkanı Ömer […]

GTSO Yönetimi İstihdam Şuras...

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde düzenlenen törene […]

Ünlü; Şehrime olan borcumu ö...

CHP Gemlik İlçe Başkanlığı’nda 5 Ocak’ta yapılacak. […]

Topuklu Kramponlar bu kez de...

Topuklu Kramponlar Firmacılar ve Medyacılar takımı bu […]

POPÜLER HABERLER

Küçükkumla’da bıçaklı Cinayet...

Küçükkumla mahallesinde meydana gelen olayda bir kadın […]

Ağırbaş ve Evrensel ailesinin mutlu...

Ağırbaş ailesinden Ahmet Ağırbaş’ın kızkardeşi, Ayfer Ağırbaş’ın...

Balıkpazarında Cinayet

Gemlik’te Balıkpazarında meydana gelen olayda bir kişi […]

Serbest bölgede feci kaza 2 ölü, 3 ...

Gemlik Serbest Bölge Gümrük Müdürlüğü önünde Gümrük […]

Umurbey yolunda can pazarı; 1 ölü, ...

Umurbey Gemlik yolunda, Umurbey’den aşağıya inen 16 […]

Gemlik’te Motosiklet Kazası 2 Yaral...

Gemlik’te akşam saatlerinde meydana gelen kazada, 2 […]